Latest Posts
Çekim gününü planlamak için bir araya geldiğim tüm gelinlere deneyimlerimi aktarmak artık bende görev haline geldi. El çiçeği renginden modeline, duvak uzunluğundan hangi tülün hangi saç modeline gittiğine kadar pek çok konuda danışmanlık yapıyorum desem yalan olmaz.
Gelin için herşeyin yolunda gitmesi, kendisini beğenmesi, aynada bakınca mutlu olması çok önemli. Gelin kendini iyi hissederse kendine güveni artar, poz verirken rahat hisseder, hatta poz vermesine bile gerek kalmaz:) Fotoğrafçıya sadece kusursuz kareleri makinesi ile kaydetmek kalır.
Pek çok gelin adayı kuaför, makyöz ve fotoğrafçı üçlemesinin öneminin farkındadır. Benim yönlendirmelerime ihtiyaç bile duymazlar ama bazı gelinler sormadan dahi onlara önerilerde bulunuyorken buluyorum kendimi. Bunlardan biri de doğru makyöz doğru kuaför...

Deneyimlerime dayanarak adını rahatlıkla telafuz ettiğim pek çok isim var, birlikte yapılan çekimler, omuz omuza verip o gün herşeyin siz gelinlerin istediği gibi gelişmesi için birlikte çalıştığımız diğer sanatçılar... Bunlardan biri Hatice Kaşık... Kendisiyle pek çok çekimde birlikte çalıştık. Yaklaşımı hep hoşuma gitmiştir. Nasıl birşey istersin, aklında bir renk var mı? Bu, düğün günü gelinlerin karşılaştığı en zor sorulardan biridir sanırım. Bakın bu zor soruya nasıl cevap bulunur? Rahatlıkla diyebilirim ki Hatice Hanım, bildiğini okumaz, doğru rengi, sizin istediğiniz ve size yakışan rengi bulmak için tüm gayretiyle sizin üzerinizde çalışır ve herşeyi sizin istediğiniz gibi yapar. İstediğinizin bu olmadığını anlarsa hemen yeniden yapmaya başlar. Başarısının sırrı bu, sizi memunun etmek için gerekirse saatlerce uğraşmak.  Bu güzel gözler ve usta ellerde hayat bulan güzel yüzler Hatice Kaşık'ın eserlerinden bazıları...

 
 

Bugün sizlere sevgili gelin adayım Ayşegül hakkında yazmak istedim. Ayşegül ile ablası Betül Hanım’ın nişan çekimi vesilesi ile tanıştım. Bu kez Ocak ayının soğuk ama bizim için sıcacık geçen bir akşamında Ayşegül Hanım’ın yüzük törenini fotoğraflamak kısmet oldu bana. Herşeyin kusursuz olması için çok özendiğini söylemişti Ayşegül Hanım ama bu kadarını inanın tahmin edemezdim. Yan tarafta duran şık şeker kavanozlarına bakın. Boy boy kavanozlar içinde ne de güzel duruyor renkli şekerler. Kavanozlar sırtını isim yazılı photoblok a dayamış. Hepsi özel tasarım. Kavanoz tutacaklarından şekerlere kadar herşeyi fotoğrafladım.
Fazla renkli şeylerden hoşlanmam özellikle söz konusu görsel sunum ya da dekorasyon olursa. Ayşegül Hanım’da benim gibi düşünüyor anlaşılan, her şeyin iki renkte yoğunlaşmasına özen göstermiş. Altın sarısı ve morJ Elbisesi de yine iki renk dikilmişti Ayşegül Hanım’ın, isteği üzerine. Bu arada şekerler birbirinden leziz.
Yan tarafta gördüğünüz içi peçeteli siyah kutular misafirler için, yanlarında söz töreni şekeri almak isterlerse içine koyup götürebilsinler diye ama Ayşegül Hanım, gecenin sonunda herkesin paketiyle kendi ilgilendi ve tek tek hazırladı. Peçeteliklerden tutun da paketin içine konulan küçük su şişelerine kadar yer gök Ayşegül ve Cem'di o gece.
Pekçok gelin ve gelin adayı gibi Ayşegül de kendi töreni için yaptığı bu detaylı çalışma sonucu acaba bunu bir meslek dalı haline getirip getirebilir miyim diye sorgulamaya başlamış. Neden olmasın ? Ayşegül Hanım'ın kendisi bir mimar. Renk, simetri, uyum, herşey aslında mesleğinin birer gerekliliği. Herşey o kadar güzel, sıcak ve rafine ki kendisine bu özel gecenin mimarı (!) olarak hayran kaldım.  


2012 yılının bana kazandırdığı çok fazla şey oldu. Hangi birini saysam bilmiyorum, 2011 yılı ile başladı aslında hayatımda köklü değişimler, 2012 yılında bu değişimlerin çok ama çok olumlu sonuçlarını yaşadım, harika zamanlarım oldu ve buna güvenerek rahatlıkla diyebilirim ki 2013 yılıiçin 2012 yılından daha umutluyum ve çok mutluyum.
Hayattaki en önemli kazanç dostluktan başka ne olabilir ki. Kurulan arkadaşlıkların gün be gün pekiştiğini ve onlarla ayrılmaz bir bütünün parçaları olduğunuzu hissedersiniz ya zamanla, arkadaşlık bağları derinleşir dostluğa dönüşür, sizi güçlendirir… İşte bu güzel bayanlar benim dostlarım, canım arkadaşlarım.

Bugün sizleri onlarla tanıştırmak hem de bu güzel fotoğrafları paylaşmak istedim. Bu güzel kızlar, farkında değiller ama hayatı pek çok anlamda benim için kolaylaştırıp güzelleştiriyorlar.
Alt resim Casita Restaurant, Nişantaşı'ndan. Leziz mantılar keyfimize keyif kattı:) Ortadaki benim.
Üst resim ise yılbaşı öncesi partilerimizden birinden. Ben yılbaşı partilerinden  hani eğlenmek zorunluluğu hissettiğimiz yılbaşı gecesi organizasyonlardan çok hoşlanmam. Bu sebeple yılbaşı öncesi partileri tam bana göre, neyseki böyle düşünen yalnız ben değilim.
Sadece anlatmakla yetinmeyip dinliyorsa, birlikte geçirdiğin dakikalarda sana bulunduğun zamanı/yeri unutturmayı başarıyorlarsa, varlığı sana güç veriyorsa bu dostluk değil de nedir? İyi ki varsınız. 37 ekran, iyiki geldin İzmirlerden. Burzu, tatlım iyiki hayatımdasın, daha ne diyeyim. Süt iç iç bitmez J Sizi seviyorum… Bu post sizin için.

Herkes tatile farklı anlamlar yükler. Ben tatile ‘arınmak’ diyorum. Bir anlamı daha var tatilin benim için ‘üretmek için ilham almak’. Başka topraklarda atılan her adım,  tanışıp el sıkıştığın her kişi, gördüğün ya da yaşadığın pozitif/negatif her şey yeni bir deneyim oluyor insana. Bu sebeple tatil başlangıcı için ajandaya atılan işaret, yılın en önemli olaylarından birine hazır olman için bir çeşit hatırlatmadır aslında. O gün geldiğinde en gerekli eşyalar alınır, son gidecek olan kargolar sabah kargosuna yetiştirilir, gerekli yerler haber edilir, emailler yollanır ve yolculuk başlar. Uçağa bindiğim andan itibaren benim için tatil başlamıştır.

Yakın yerler hep keşfedilmesi kolay, hazırda bekleyen, ‘nasıl olsa bir gün gidilir’ grubundan oldu bizim için. Sanırım gözüm hep uzaklarda. Bu sebeple Hint Okyanusu kıyısına çevirdik rotamızı. Bangkok, Phuket ve sonrasında Singapur. Her gün bir diğerinden renkli, farklı ve ilham verici oldu benim için. Tatile dair paylaşmak istediğim çok şey var. Önce şehirde geçirdiğim her dakikası unutulmaz olan Singapur’dan birkaç kare. Bir gün burada yaşamak istiyorum. Bu cümleyi bir kez daha, New York için söylemiştim.
Ve tesadüfe bakın ki bu heykelin aynısı ama kırmızı renkli olanıyla New York'ta fotoğraf çekinme fırsatını bulmuştum. Singapur'da benzerini görünce kaçıramazdım.
İki aynı heykel, iki yaşanılası şehir.
Ve...ChinaTown...Bangkok'da ki ChinaTown ların tekin olmadığını duyunca zamanı daha etkili kullanmak adına şehrin başka yerlerini gezmeye karar vermiştik ama Singapur'da tekin olmayan bir yer göremedim, tekin olmayan insan da...
Kurallar şehri olduğunu biliyor muydunuz? Bundan Voyager'daki yazılarımdan birinde bahsetmiştim. Singapur'da yolda sigara içmenin cezasının 2500 S. Doları, yolda sakız çiğnemenin cezasının 2000 S. Doları olduğu ne kadar gerçekse şehrin işleme bir tablo gibi her köşesinin ayrı işlendiği, mükemmel sıfatına  layık olduğu da o kadar gerçek.
Kuralları çok severim.

Herkese merhaba,
Bugün sizlere Zülfiye Akdemir Modaevi’nin güzel gelinlikleri hakkında anlatacaklarım var. 2011 yılında fotoğraflamıştım sevgili Züleyha ve Furkan’ı. Züleyha bana gelinliğini seçtiğini ama rengi konusunda tereddütleri olduğundan bahsetmişti ilk görüşmemizde. Nasıl yani gelinliğin rengi mi, ne gibi tereddütleriniz var dediğimi dün gibi hatırlıyorum. Renginin koyu krem olduğunu, üzerindeki Osmanlı desenlerini, lale motiflerini, taşlı işlemelerini tek tek anlattı bana. Fazla bir şey uyanmasa da kafamda, meraklandığımı gizlemeyeceğim sizlerden. Çekim yerinin atmosferinde midir, Züleyha’nın güzelliğinden mi bilinmez gözlerim kamaştı gelinlikle. Üzerinden bir yılı aşkın zaman geçti ama hala hakkında sorular alıyorum gelin adaylarından. Hem çekim mekanı, hem muhteşem gelinlik hem de gelinliği taşıyan güzel gelin kompozisyonun birbirini tamamlayan parçaları gibiydiler adeta. Sizce de öyle değil mi ?

2012 yılında ise bir değil pekçok Zülfiye Akdemir gelinliğini fotoğraflama fırsatı edindim...Bu kez sormadım nereden aldınız diye. Üzerindeki işlemeler, rengi, tarzı her şeyleriyle oradaydılar.



Bu fotoğrafı
facebook page imde paylaşır paylaşmaz sorular almaya başladım. Şimdiden anlaşılan o ki Zülfiye Akdemir Modaevi, 2013’de de gelinlerin tercihi olacak.

 



Sizlerle uzun süredir paylaşmak istediğim ama zamana yenilip fırsat bulamadığım çok farklı fotoğraflarla geldim bu kez. Zaman ne garip şey, daha dün gibi hatırlıyorum en son sizlerle buluştuğum günü, buluşturduğum fotoğrafları...Ve kendi kendime söz vermiştim şu post yazma işini aksatmayacağım diye. Yine yapamadım. Yepyeni çiftlerle ne hikayeler hazırladık ne hikayeler...Fırsat buldukça hepsini paylaşmak istiyorum sizlerle. Facebook ve blog da yeni paylaşımlar olmadığı için fotoğraf çekmediğimi düşünenler varmış, bunu duyunca telaşlanmakla birlikte kendimi kapana sıkışmış hissettim. Çekimden arta kalan zamanlarda bilgisayar başında geçen saatler, iş-güç bir de artan sıcaklar...Hayırrr diye bağırmak istedim..fotoğraf çekiyorum hem de durmadan sadece paylaşmaya  zaman ayıramıyorum...


Büşra ve Emre'yle İstanbul sokaklarında harika bir çekim gerçekleştirdik. Birlikte çalıştığımız tüm çiftlere ön görüşme sırasında hep uzun duvağın harika durduğundan bahsedip durdum ta ki düğün günü Büşra'nın duvaksız olmak istediğini öğrenene kadar. Şimdi iki şey önereceğim, duvak takıyorsanız uzun olsun; kısa olmasını tercih edeceksiniz hiç takmayın:)Uzun duvağın fotojenik görüntüsü kadar duvaksız gelinlik de muhteşemdi. Tabi Büşra da...






Herkese merhaba,
Umarım herkes iyidir, ben çok iyiyim, bloğumu özledim o kadar:) Çalışma yoğunluğu, yüksek iş temposu sebebiyle sizlerle uzun süredir ne hikaye paylaşabildim ne de fotoğraf... Geciken e-postalar, geciken cevaplar, geciken telefon konuşmaları, facebook, twitter vs derken internet üzerindeki onlarca account'un hepsine aynı anda ulaşmak, ulaşabilmek nerdeyse mucize oldu benim için.
Mayıs ayı, kötü giden hava şartları nedeniyle oldukça zor geçti. Her saat hava durumu takibi, çekimleri erteleme korkusu ve dahası bunun verdiği stres yıpratıcı olsa da 1 ertelenen çekimle Haziran ayına hazırız şimdilik.
Yağmurla uyandığımız bir İstanbul sabahı, sonrasında meydana gelen telefon trafiği... Bir gün öncesi sıcaktan kavrulurken pazar günü gri bir gökyüzü ile güne başlamak çok can sıkıcıydı. Çekimi ertelemenin daha iyi olacağı fikrine alışmakta zorlansam da sevgili Nagehan'ın teklifini kabul ettim ve çekimi Haziran ayına erteledik. Ne sebeple olursa olsun bir gün dinlenmek, İstanbul sokaklarında turlamak ve özlemini çektiğim yerlere gitmek ilaç gibi geldi. Fotoğrafları bir dahaki post'umda paylaşacağım sizlerle.
Öncesinde başka fotoğraflar var paylaşmak istediğim. Bu post'un adı BAHAR...Sonay ve Gökhan sayesinde baharın tüm güzelliğini, doğanın baharla uyanışını, renklerini, kokusunu, tazeliğini tekrar yaşadım, hisettim... İşte tam BAHAR fotoğrafları...